OKYANUS

Serin yağmur ona kavuşması için aylardır bekleyen toprakla kucaklaşırken kavşaklardan birinden sağa dönünce tam önünüze çıkan evin hüzünlü penceresinden cılız bir mum ışığı süzülüyordu. İçeride çaresiz ama kimseli yürek, dizlerinin üzerine çökmüş, dağları bir hışımla yarıp gelen trenin sıralı vagonları kadar seri bir hızla aynı kelimeyi tekrarlıyordu:

''Daha kaç kez öleceğiz?''

Hayatın en gözde kızıllığını taşıyan dallı damarları onun adı sayesinde ciğerlerine dolan havayla biraz daha büyüyordu. Kimsesizlik, tanınmamışlık, milyarların arasında kaybolmuşluk, titrek ruh parçacığının en büyük tanığından uzaklaşmışlık hissi yüreği kahrediyordu. Kaç adım atmalı, ne kadar sürüklenmeli, daha da mı uyumalı? Cevaplarını ancak ve ancak kimsesinde bulabileceği sorularının havada kalmışlığıyla her alacakaranlıkta uyanmamayı diliyordu.Yürek bir anda durdu. Narin boynunu dolayan hain dalgayla, ağrılı dizlerinin beraatine karar vermemenin azizliğiyle salıverdi aciz vücudunu sert zemine. Yeniden, bu kez başka bir isyanı tekrarladı:

''Kör mü oldum yoksa sen mi yoksun?''


Yorumlar

Popüler Yayınlar